Edebiyatta para var mı?



Para var mı bu işte?


Bir ev ne kadar güzel olursa olsun, güzelliği ispatlanana kadar, şu kadar metre yükseklik ve şu kadar metre genişlik gibi bir gerçekliği vardır. Bunun gibi, en paha biçilemez sanat olan edebiyat da, her şeyden önce bir kâğıt karalama olayıdır; salt ismi ile kazanç elde edemeyen edebiyat mimarı ise, hangi fiyata olursa olsun eserlerini satmak zorundadır.

“Edebiyat, mademki bu kadar az değer görüyor, bu denli çabalamak niye?” diyen gençler var. Bu gençler en iyi eserleri verebilecekken, böyle düşündükleri için güncel gerekliliklerin ve tabiat kanunlarının avı haline geliyorlar; hatta kendi kendilerinin geleceğini çalıyorlar; oysa az kazanarak başarıyı yakalamak da, gözden düşmek de mümkün.

Bu konuyla ilgili yazabileceklerimin tümünü özetleyen şu yüce özdeyişi, tüm filozofların, tüm tarihçilerin ve tüm iş adamlarının görüşüne sunuyorum: servete giden yol sadece iyi duygulardan geçer!

“Bu kadar az paraya anamdan emdiğim süt neden burnumdan gelsin?” diyenler, aslında sonradan –başarıyı bir kere tattıktan sonra− kitaplarına tefrika başına 200 Frank isterken, geri çevrilmelerinin ertesi günü 100 Frank daha azına razı olanlardır.

Aklı başında olanlar, “Bu eserin ederinin şu kadar olduğunu biliyorum, çünkü yetenekliyim; ama ödün vermem gerekliyse, sizinle çalışmak şerefine erişmek için bunu yapacağım” diyenlerdir.

Charles Baudelaire