Sessizce ayışığında kayboldu ve geri dönmedi


Felaketlerin, savaşların, çöküşlerin, globalizmin ve teknolojinin çağı olan 20. yüzyılın tam başında 29 Haziran 1900 günü doğdu Antoine de Saint-Exupéry. Onu evrensel bir tanınmışlık düzeyine çıkaran yapıtın Küçük Prens olduğunu çoğumuz iyi biliriz. Pek azımızın da onun iyi ve öncü bir havacı, bir posta pilotu ve mucit olduğundan haberi vardır. Saint-Exupéry'yi –bundan böyle onu Saint-Ex olarak anacağız- bir yeryüzü yazarı haline getiren, Küçük Prens'in Kitab-ı Mukaddes'ten sonra dünyada en çok okunan kitap olduğu bilgisi değil sadece; felsefesi, edebiyat içine yedirilmiş özlü ve herkesçe anlaşılır bilgeliği, olağanüstü keşif duyarlılığı, duygusu ve icat yeteneği. Kısaca Saint-Ex, en az İsa, Musa ve Muhammed kadar (ki Sezar, Konfüçyus, Fâtih ve Mustafa Kemal kadar) Yeryüzü'nü günün birinde Evren'de temsil yeteneğine sahip “dünyalı” ilk birkaç kişiden birisidir.

Kanımca Küçük Prens'ten sonra ve en az onun kadar Saint-Ex'in en özgün biçimde ve yazarlık yeteneğini, dehasını en özlü bir içimde ortaya koyduğu yapıtı İnsanların Dünyası'dır (La Terre des hommes). Nedir İnsanların Dünyası? Bir roman? Bir anlatı? Deneme? Hepsinin de üzerinde, Gece Uçuşu'nun ve Güney Postası'nın organik ve yazgısal düzeylerinde dolaşan, bu iki havacılık başyapıtını düşünsel bir zirve ekleyen ve az önce Saint-Ex için yakıştırdığımız evrensel temsilcilik yeteneğinin yazarlık düzeyinde sergilendiği, kanıtlandığı bir kitap İnsanların Dünyası. Kitaptan alıntılan şu cümleler, Saint-Ex'in ait olduğu her konum ve durumuyla bağlantı kurduğu yeryüzü kavramıyla bir hesaplaşmasıdır adeta:

“Yeryüzü, bize bütün kitaplardan daha çok şey öğretir. Çünkü o bize direnir. İnsan, engellerle karşılaştıkça kendini keşfeder. Ama kendine ulaşması için bir araç gereklidir.”

Saint-Ex, bu araçların üzerinde ve içinde ilk öncülerden biriydi. Insanoğlunun teknikte aşırı ilerlemesinden korkanların amaç ile aracı birbirine karıştırdığını söyleyen Saint-Ex, yalnızca dünya nimetleri için savaş verenlerin, yaşanmaya değer hiçbir şey elde edemeyeceğine inanıordu. İnsanların Dünyası'nın yaratıcısına göre makine amaç değildi; uçak bir amaç değildi, tıpkı saban gibi bir araçtı. 20. yüzyıl insanını yeni oyuncaklarına hayran kalan ve ilerlemeye tutsak olmuş genç barbarlar olarak niteleyen Saint-Ex, uçak yarışlarının da bu anlam içinde değerlendirdiğini belirtirken yolların yüzyıllardır insanları nasıl yanılttığını şu cümlelerle açıklıyordu:

“Uçak bir makinedir kuşkusuz ama aynı zamanda çok yetkin bir çözümleme aracıdır. Bu araç bize dünyanın gerçek yüzünü buldurttu. Gerçekten de yollar yüzyıllardır bizi yanılttı. Kendisine bağlı olanları görmek ve kendi yönetimini beğenip beğenmediklerini öğrenmek isteyen bir kraliçeye benziyorduk. Dalkavukları, onu aldatmak için yolunun üstüne birkaç güzel dekor koydular, parayla figüran tutup orada dansettirdiler. Bu yol gösterici ince kraliçe, ülkesinin hiçbir yerini göremedi ve kırların ötesinde açlıktan ölen insanların ona lanet ettiklerini öğrenemedi.”

Gece Uçuşu'nda Saint-Ex'in yarattığı Bay Rivière, disiplini ve ödev duygusunu sevgi de dahil olmak üzere her şeyin üzerinde tutan bir karakterdir. Toprağın çok üzerinde, doğa kurallarını hiçe sayarak uçan insanın kendi özgürlüklerini ödev duygusuna değiştiği, keyfiyeti sorumluluklara bıraktığı bir alandan yazınsal alana kayan bir karakter havası taşır Gece Uçuşu.

Saint-Ex'in ikinci romanı olan Gece Uçuşu hakkında André Gide şunları söylüyor: “Saint-Exupéry bunları görmüş geçirmiş bir insan olarak anlatıyor. Sürekli bir ölüm tehlikesiyle burun buruna yaşamak, kitabına benzeri olmayan sağlam bir tat kazandırıyor. Biz epeyce yetenekli kişilerce yazılmış, ama gerçek serüven adamlarıyla gerçek savaşçıları gülümseten bir sürü savaş ya da serüven romanı okuduk. Edebi değerine de hayran olduğum bu anlatı, ayrıca bir belge niteliğinde ve hiç umulmadık biçimde biraraya gelen bu iki nitelik, olağanüstü bir önem kazandırıyor Gece Uçuşu'na.”

Saint-Ex 1941 yılında New York'a yerleşti. Savaş Pilotu adlı kitabı ilk olarak “Flight to Arras” adıyla İngilizce olarak orada yayımlandı. Kitap ertesi yıl Fransa'da çıktı ve sonraki yıl da Alman işgal kuvvetlerince yasaklandı.

1943'ün nisan ayında ilk başlarda bir çocuk kitabıymış gibi görünen ama kesinlikle büyüklere de seslenen, hatta son kertede sadece büyükler için yazıldığı anlaşılan Küçük Prens, kendine özgü desenleriyle yayımlandı. Saint-Ex bu kitabı Leon Werth'e adarken, Küçük Prens'i bir yetişkine adadığı için küçüklerden özür dilemeyi de ihmal etmiyordu. Fakat bunun için geçerli bir nedeni vardı. Çünkü bu yetişkin onun yeryüzündeki en iyi dostuydu. Bir başka nedeni ise şuydu bu adamanın: “Bu yetişkin kişi, çocuklar için yazılmış kitapları bile anlayabilir. Üçüncü özrüm bu yetişkin kişinin aç ve susuz kaldığı Fransa'da oturuyor olması. Avutulmaya çok gereksinim var onun. Eğer bu sıraladığım özürler yeterli olmazsa bu kitabı, bu yetişkin kişinin kişinin eskiden yaşadığı çocukluğa adıyorum. Bütün yetişkinler bir zamanlar çocuktu. (ama içlerinden pek azı bunu anımsar) :u yüzden sunuş yazımı şöyle değiştiriyorum: Bir zamanlar çocuk olan Leon Werth'e.”

1999 sonlarında Fransa'da yapılan bir ankette Küçük Prens yüzyılın on kitabı arasına girmeyi başarmıştı başarmasına ama kitap kendi dilinin yurdundan yayımlandığında ortada ne Küçük Prens vardı ne de Saint-Ex. Küçük Prens kitabın bitmesiyle birlikte zaten yine dünya değiştirmiş, Saint-Ex ise 1944 yılının temmuz ayında Güney Fransa üzerindeki bir keşif uçuşu sırasında, tıpkı çölde altın sarısı saçlı dostunun yaptığı gibi, sessizce ayışığında kayboldu ve geri dönmedi.

HALİL GÖKHAN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder