20 Mart 2018 Salı

Frida, sizi içeride bekliyor


Frida Kahlo’nun günümüzde neden bu kadar çok konuşulup tartışıldığı, tüm kadınların idolü haline geldiği, tüm erkeklerin gözünde hayranlık uyandırdığı oldukça merak edilir. Onun hissettikleri, söyledikleri, yazdıkları, çizdikleri, resmettikleri, yaşarken geride bırakmak zorunda kaldıkları ve öldükten sonra geriye bıraktıklarıyla baştan aşağı muazzam bir hikâyenin muazzam bir baş karakteri olması olabilir mi? Âşık, sevgili, tutkulu, şehvetli, merhametli, onurlu, devrimci, politik, sanatçı, dişi, kendi hikayesinin yazarı, yönetmeni, oyuncusu olması da cabasıdır belki.

Daha önceleri Freud, Thoreau ve Gandhi ile çıktığım yolculuğun devamında Frida Kahlo ile birlikteyim. Bu maceraya siz okurları da davet etmek istiyorum. Çünkü bu yolculuk diğerlerinden biraz farklı. Gerçi her yolculuk kendi içinde farklılıklar ve acı-tatlı anekdotlar barındırır. Şimdi hayal edelim, zira hayallerimizdir bizi bir nevi ayakta tutan, öğle vakti diyelim, bir nehrin kıyısında, her yer ıssız, dağlardan nemli rüzgârlar esiyor ve saçlarınızı dağıtıyor, kulağınıza hafiften tatlı bir melodi getiriyor. (Chavela Vargas, La Llorona)

Uzaktan bir kadın görünüyor, esmer, zayıf. Saçlarında ve ellerinde baharın müjdecisi çiçekler var, yanınıza yaklaşıyor, çiçekleri uzatıyor. Tanıyorsunuz onu. 

Yaşadıklarıyla baş etme yolunu ararken bu dünyaya sıkışmış ruhunu sanatıyla yatıştırmaya çalışmış, sanat tarihinde Frida Kahlo olmuş bir kadın. Belki de sadece biraz olsun nefes almak için resim yapmış bir sanatçı. Gözlerinize inanamıyorsunuz, heyecandan elleriniz titreyerek alıyorsunuz size uzattığı çiçekleri. Bununla da kalmıyor, kolunuza giriyor, nehir boyunca ilerlemeye başlıyorsunuz. Ama dikkatli olun, fazla hızlı yürüyemiyor bu acılarıyla yoğrulan kadın. Sağ bacağı aksıyor, dayanılmaz ağrılar giriyor. Ne yaşadığını ve hissettiğini anlamanız imkansız ki zaten o da bunu istemiyor. Sadece kendisine eşlik etmenizi ve yol boyunca gülümsemenizi arzuluyor. Eğlenceli hikayeler anlatıyor, ilişkilerini, kardeşlerini, Diego’yu! Orada duruyor, derin bir soluk alıyor, oturup dinlenmek istiyor. Onu bir türlü kendine getiremiyorsunuz, gözyaşlarını siliyorsunuz ellerinizle. Yaşamı karşısındaki duruşuna aşık olamadan edemiyorsunuz. Gerçekten elinizde değil bu!

Sonsuz bir saygıyla önünde eğiliyorsunuz, vazgeçmeyişinin.

Ama sizi, kendi karanlığına çekmiyor, kalkıyor yerinden, şimdi daha güçlü, ayakları sağlam basıyor, daha hızlı yürüyor, tüm nehri dolaşmak istiyor, tüm çiçekleri koklamak.. “Yeryüzünde bir gezginiz hepimiz, sizler bunun ötesinde misiniz?” diyor. Nereye gitmek isterseniz gidin, bir ağaç altında dinlenin gerekirse, kendinizi dinleyin ve asla mücadeleyi bırakmayın diye devam ediyor.

Hayatım mahvoldu, gideyim yerime oturayım tarzı bir yaşam değil bu!

Yaşamın tüm renklerini, kokularını, güzelliklerini ve kötülüklerini içine çekerek ilerlemek, bıkmadan usanmadan.

Ve suyun gideceği yerler ne kadar da macera doludur, öylesine canlı ve hareketli. Uzaklara daha da uzaklara akar, ta ki gözden ırak bir yerlerde yitene kadar.

Yüreğinizi alın ve cesaretinizi, haydi gidiyoruz. Frida, sizi içeride bekliyor.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder