14 Ocak 2018 Pazar

“Ben yaşamadım, okudum.”


EMİNE EBRU her yönüyle "çok gizli" bir yazar. Birçok kadın yazar gibi o da öncelikle ailesinin yazarı olmayı tercih etmiş, yani onu yaratmış, kurmuş ve yazmış; sonra da hem toplumun hem de bazı kültür üreticilerinin gözünde münasip bir yaşa gelmeyi beklemiş yayınlanmak için. 
Kitaplarındaki çeşitliliğin ve geniş yelpazenin renkleri kimseyi şaşırtmasın, o aslında tam bir kültür yazarı: Edebiyat da felsefe de sanat da siyaset de sinema da bilim de her türlü yordam olarak onun kalem ve düşünce dünyasının erişimi altında.
Bu zenginliğin sonucu olarak ilk romanı GG ile sanat podyumlarında bir kez daha yerini alıurken onun çok gizliliğini çokkültürlülüğüyle değiştirip giz perdesini aralamak istedik geveze ve meraklı sorular sorarak:


GG iki harften oluşan bir roman. Peki romanı kaç harfle yazdınız? 

Bazen iki harf bile bir anlam ifade edebiliyorsa yirmi dokuz harfin neler yapabileceğini siz düşünün artık. Ve bu yirmi dokuz harfin oluşturduğu hikayeler var, aslında koskoca bir hayatı içeren. Bir varmış bir yokmuşla başlayıp biten. Yazarsan roman, yaşarsan hayat olur misali.

Bu yayınlanan ilk romanınız. Neden romana başladınız onca kitabınız varken..

Bir önceki soruda harflerden bahsettik ya hani, bir araya geldiklerinde oluşan sözcüklerden, cümlelerden ve sayfalar dolusu yazılardan.. Dil bir araç, fikirlerimizi, düşüncelerimizi söylediğimiz, hayallerimizi ifade edebildiğimiz bir araç. Bazen birikir bunlar, içinde söylenip durur, anlatırsın dinlemezler ya da anlatmayı canın istemez. Öyle bir anda çıkar yazma dürtüsü. Aslında burada insanların neden roman okuduğunu sormak lazım. Onca kitap varken !

GG’den A’dan Z’ye söz eder misiniz? Nasıl başladı? Neden yazıldı? Yeri ne?

Öncelikle şunu belirteyim, GG 2012 yılında yazıldı, bundan 5 sene öncesinde yani. Yayıncın Halil Gökhan’ın fikriydi, onu oldukça heyecanlandıran bir projeydi, yazmaya başlamadan önce bana o kadar da ilgi çekici gelmemişti. Bir arama motorunun şifresi olsaydı, bunu bulan kişinin başına neler gelebilirden çıktığım bu yolculukta işler oldukça ilginçleşmeye başlamıştı benim için. Yazdıkça heyecanım artıyor, bir sonraki bölümde neler olacağını kendim dahi bilmiyordum. Yazarken bitmesini istemedim, sona yaklaştıkça da herkesle paylaşmak istedim. Kısmet bugüneymiş.

Bilimkurgu deneyimi var GG’de. Buram buram biz de kokuyor. Arama motorlarında sizce ne arıyor, ne buluyoruz?

Evet bilimkurgu ve biz denilince Leyla ve Mecnun’un kavuşması bile daha olası geliyor. Arama motorlarını etkin kullandığımız aşikar. Ne aradığımıza gelince belamız dahil her şeyi. Hatta aramadan yaşayamaz olduk. İlk başvurduğumuz bilgi kaynağı, hızlı ve kolay yoldan ulaşabilme mecrası olarak hayatımızda yer edindi. İnsan düşünmeden edemiyor, biz eskiden bir bilgiye ulaşabilmek için gerçekten de epey çalışıyor uğraşıyormuşuz.

Kültürün hız olarak önüne geçmesiyle teknolojinin sanatta yerini alması, yani entellekt’in yenilikleri özümsemesi hep geç oluyor. GG buna itiraz mı ya da bir formül mü sunuyor? 

GG yi yazarken hiç bu tarz misyonların içine girmedim, şuraya kapak olsun, bunu anlatsın, düşündürtsün, sosyal mesajı olsun gibi şeylerin dışında içimden nasıl geliyorsa öyle yazdım. Yazarken öğrenmek istedim, araştırdım, yazarken eğlendim, güldüm, yazarken yerimde duramadım, hop oturdum hop kalktım, yazarken sonunu merak ettim. Okuyucu neyi anlatmak istediğimizi bilir zaten.

Sizce bir gün arama motorlarında ne aradığımızı unutursak ne olur? O durumun ve arama sitesinin durumu ne olur? 

Sanırım bir doktora görünebiliriz ve sanırım o durumun adı  Alzheimer olur. Arama siteleri kesinlikle bu duruma da çare olur.
Anlatıcı asla ser veriyor ama sır vermiyor. Eleştirmenlere göre bu bir google romanı ama kitapta  bu adın yazımına pek rastlanmıyor, neden?
Önemli olan da o değil mi zaten. Yıllarca margarine sana yağı demedik mi, çikolatalı fındık ezmesine şokella, gazlı içeceğe kola.. Onun adı da arama motoru değil, google. Ne şekilde yazarsak yazalım google olduğu bilinecek.

Yeni projeler, kitaplar ve sizden ayrıca söz eder misiniz? 

Kafekültür yayıncılıkta başladığım yazarlık serüvenim Kafekültür yayıncılık projeleriyle devam edecek gibi görünüyor. Oldukça nitelikli işlere imza attığımızı düşünüyorum. Kadın seslerine yer verilen tüm kitaplarda yer aldım, devam ettiği sürece de yer almayı istiyorum.
Thoreau ve Freud biyografilerinden sonra bu yıl Gandhi biyografisini de hazırladık. “Adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız” diyen Gandhi’nin yaşamı ve felsefesini aktarma şansını veren yayımcıma ayrıca teşekkür ediyorum. Kitabın en kısa zamanda okurla buluşacağını umut ediyorum.
Öncelikle bir okurum, Borges’in deyimiyle  “Ben yaşamadım, okudum.”


EMİNE EBRU sayfası
Blogu


3 yorum: